Tam 17 yıl önceydi... Yine böyle bir Cumayı Cumartesiye
bağlayan bir gecede "Evlatlarım benim sürem bitti; zaman, gitmek
zamanıdır..." dedin ve ansızın gittin. Sanki "size mücadele ile
tüketilmiş onurlu bir yaşamdan ve Allah yolunu yol edinmiş, Türklük davasını güden
onurlu bir hareket, bir davadan başka bir şey miras bırakmıyorum, gayri yolunuz
daha da çetin..." deyip çekildin uçmağa...
Daha yeni yetme bir çocuktum bu büyük davayı hayallerimin en
üstüne koyduğumda. Birileri üzerinden geçen 12 Eylül postallarının korkusu ile
yaşarken, korkusuzca “Başbuğum Emrinde, emrindeyiz biz…” diye en ön safta
gittiğim çağlarımdı o zamanlar…
Yaşasın "Türk yurtları birer bire özgür olmakta" diye Turan
Türküleri öğrendiğim zamanlardı.
Senden öğrenmiştik, senin yetiştirdiğin o Koca Yürekli
Adamlardan öğrenmiştik biz bu sevdanın adını ve kendimizce AŞK koymuştuk…
Bizden evvel yetiştirdiğin dava adamlarını Kanlı Eylüller savururken bizleri de Şubat Paletleri ezdi. Yine de yılmadık bize bıraktığın mirasa sıkı sıkıya sarılmaktan…
Sen gittikten sonra Başbuğum;
Birileri çıktı darmadağın etti evlatlarını
Bazı yeni türediler “eski” sıfatı ile ortalıkta adını ve
mirasını fahişe sofralarına meze ettiler.
Yokluğunda biz hep yetim kaldık.
Postuna oturan Postnişler hep başkalarının menfaatine yaradı
da bizi gözleri görmedi.
Memleket yağmalanırken “eski” sıfatı ile adını kullananlar
vatan haileri ile, vurguncularla, yetim hakkına göz dikenlerle “beraber
yürüdüler aynı yollarda…”
Oysa sen bize “nokta kadar menfaat için virgül gibi
eğilmemeyi” öğretmiştin…
Şimdi sorgulamadan edemiyorum sen hayatta iken senden ne
menfaatleri vardı ki bu “eski”lerin…
Ömür elbet bir yerde nihayete erecek. Biz de buna inandık
ancak Başbuğum hala alışamadık yokluğuna…
Hala zamanımız 4 Nisan 97’de takılı kaldı…
Ulu bir çınar gibi dimdik ayakta durmayı
Sökülüp de deriden tırnaksız kalmayı
Yatak yorganda değil ayakta ölmeyi
Biz mücadele etmeyi senden öğrendik
Başbuğum......
Başbuğum......
-V.K.-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder