23 Ağustos 2013 Cuma

Bir Sarin Gazı Hikayesi

Bu gün bir şarkıyı hatırladım. Uğur Işılak yapmıştı bir zamanlar Irak için… “Yandı Bağdat, yandı Kerkük…” diyordu şarkının sözlerinde. Bağdat yanarken, orda binlerce MÜSLÜMAN baba ölürken, milyonlarca MÜSLÜMAN evlat yetim kalırken, Binlerce kadına CAMİLERİN içerisinde TECAVÜZ edilirken birileri o tecavüzcülerin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ediyordu. Benim ülkemin insanının da büyük bir bölümü maalesef o dua edenlerle beraberdi.
 İşte sırf bu yüzden bu şarkıyı ve bu şarkıyı yapanı hatırlatmak istedim. Birileri sırası mı şimdi Suriyede insanlar SARİN gazına maruz bırakılıp ölüme yollanıyorken, Mısır da demokrasi(!) katlediliyorken Bağdat’ın diye soracak olursa; o günlerde neredeydiniz diye sormak ve riyakarlığınızı yüzünüze vurmak için cevabını vereceğim...
Belki parçanın sahibi de biraz bu parçayı yaptığı zamanları hatırlar...
Madem Suriye dedik, Mısır dedik biraz akıl yorsak diyorum.
Mısır için geçen gün bir şeyler yazmaya çalışmıştım.
Peki Suriye için hiç akıl yormaya ihtiyaç duyanınız var mı yoksa onu da bir HAP gibi bize yutturulanla bilsek yeterli mi?
SARİN gazı denen şeyle bir daha yüz yüze geldik dün. Suriyede rejimin Özgür Suriye Ordusu için kullandığı iddia edildi.
Sarin gazı bir sinir gazıdır. 1938`de Alman Kimyageri Gerhad Schrader tarafından bulunmuştur. Sarin gazı vücuttaki sinir sistemlerinin dengesini bozarak felç meydana getirir. Çok küçük bir damlası bile insanı öldürebilir.
1991'de Birleşmiş Milletler tarafından kitle imha silahları kategorisine alınmıştır. Sarin gazının üretimi ve depolanarak saklanması 1993'te CWC (Kimyasal Silahlar Konvensiyonu) tarafından yasaklanmıştır.
1991 de kimyasal silah kategorisine girdiğine göre bu kararın çıkmasını tetikleyen neden ne olabilir? Tabi ki 1988 Halepçe vakası. Peki 3 yıl neredeydi bu BM hazretleri?
Bu gazı ABD ve Sovyetler Birliği pek çok kereler asgeri amaçlı kullanmışlardır. Haliyle BM 5’lisinden ikisi bu devletler olduğuna göre 3 yıl neredeydi sorusu anlamsızlaşıyor. Tıpkı 5’liden biri Çin olması hasebiyle Doğu Türkistan için “nerde” sorusunun anlamsızlaştığı gibi.
Olayın bir diğer boyutu ise 88 de Saddamın Kimyasal Alisinin bu gazı nereden elde ettiği. Bunu bu güne kadar kaç kişi sorguladı? Sorgulamadık çünkü AB kapısında idik. Bu nedenle Belçikaya “neden sattın” diyemedik.
Bari bugün biraz sorgulayalım. 88’lere kadar geri gitmeden.
Mesela bu gazın kullanıldığı gün BM yetkililerinin Suriyede olması bir tesadüf mü?
Peki Mayıs 2013’te Özgür Suriye Ordusu militanlarının yoğunlukla bulunduğu Adana ve Mersin'deki evlere yapılan baskınlarda 2 kg sarin gazı ele geçirilmiş olması size ne ifade ediyor?
Sözü getirmek istediğim nokta sorgulayabiliyor muyuz? Bu gazı Suriyedeki Muhalifler Suriyeye müdahaleyi meşru hale getirebilmek için kullanmış olamazlar mı diye…
Bugünlerde o sarı renkte gördüğüm profil illustrasyonalarını paylaşan dostlarım sizin hiç bunları sorgulamak aklınızın bir köşesine işliyor mu?



20 Ağustos 2013 Salı

Demokrasi kılıfı ile Tek Adam olma gayretini gizlemek

Günleri çok hızlı yaşıyoruz. Gündem ise ondan daha hızlı. Günlere yetişemezken gündem otobanda eski model bir araba ile giderken yanınızdan bir spor arabanın geçmesi gibi…
Ben hala Suriyenin KUZEYİNDE çekilen bayrakta kaldım.
Gündeme dair sohbet ettiğim bir arkadaşım mısırdaki olaylar için ne düşündüğümü sorunca farkına vardım baya bir geride kaldığımın. Bir de 4 işareti gözüme ilişmişti sosyal medyada R4BİA diye yazıyor ama bu da ne yahu deyip geçiştirmiştim. Meğersem bu işaret demokrasi kadar elzem bir işaretmiş. İnsan hakları bu günlerde bu işaret üzerinden vücut bulmadaymış kendine… Yersek…
Neyse fazlaca uzatmadan arkadaşıma verdiğim cevaba gelince “mısırdaki olaylar için aslını sorarsan hiç bir şey düşünmüyorum, beni alakadar etmiyor modundayım… Birbirlerini yesinler umrumda değil halindeyim vuran arap vurulan arap… Vuran Mısır vatandaşı vurulan Mısır vatandaşı, birileri gelip de dışarıdan işgal edip öldürmedi ki diğerlerini…
Ama Irakta birileri ta binlerce km öteden geldi müslümanları katletti kimsenin gıkı çıkmadı; camileri bombaladı, o camilerin içinde Müslüman kadınlara tecavüz edildi, hz hüseyinin türbesi bombalandı kimsenin gıkı çıkmadı…
Bırak ses çıkarmayı kahraman Amerikan askerlerinin en az kayıpla evlerine dönmeleri için dualar edildi…
O zaman nerdeydi bu 4 işareti. Yoktu çünkü o 4’lerin arkasına saklayacak pek çok şey, saklanacak bir durum yoktu. Bir TEK adam durumu söz konusu dahi olamazdı. Malum çıraklık dönemi…
Şimdi yine o askerlerin ülkesi Amerika istedi bu darbeyi -mısırdakinden bahsediyorum- israil istedi…
Sanırım anlamışsındır Mısır hakkında ne düşündüğümü” dedim.
Hiç bir devrim demokrasi getirmez, tahrir devriminden sonra yapılan seçimler mi demokrasi getirsin.
Benim zavallı halkıma demokrasi havarisi kesilen sandık diktatörleri şimdi Mısırda kendileri gibi sandıktan çıkma bir diktatörü savunuyorlar ne düşünebilirim ki…
Evet unutulmamalıdır ki diktatörlük yalnızca askeri rejimlerin ürünü değildir. Şimdi Mursi yandaşı kesilen ülkem demokratlarına soruyorum, ne kadar incelediniz Mursi Efendinin son BİR yılda yaptığı uygulamaları. Kendini TEK adam konumuna getirme gayretini ne kadar biliyorsunuz yada demokrasi konusunda ne kadar samimisiniz?
Başka milletlere Laiklik öneren fakat bir zamanlar kürsülere çıktıkları zaman Laik düzeni yıkmaktan bahseden günümüzün Laik Demokrasi havarileri kadar mı samimiyetiniz?

Yada Doğu Türkistan üzerinden prim yapıp, insanların kalbine giren fakat birilerine yaranabilmek için Mavi Marmarayı gaza getiren sonra da Mavi Marmara siyaseti nedeni ile Doğu Türkistanı yok sayan insan hakları örgütü kadar mı sizin insan hakları samimiyetiniz…
(Ata Demirerin bir oyununda dediği kişiliği koyacak yer aramak... Kişiliğini koyacak yer arayarak kendilerine sembol üretme gayretindeki arkadaşlar
-Aslımız OĞUZ NESLİDİR, Türke semboldür KURDU...)

1 Ağustos 2013 Perşembe

Bu riyakarlık değil de nedir?

“Doğu Türkistan’da Çin işgalinden bu yana 60 milyonu aşkın insan hayatını kaybetti. Bu rakam Bosna’da, Irak’ta, Afganistan’da, Çeçenistan’da ve Filistin’de ölenlerin tam on katı.”
Bu lafı söyleyen kim İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım…
Bizim de mücadelemiz bunu duymayan sağır kulaklara duyurmak, görmeyen kör gözlere göstermek ki bir daha Çin ile dostluk parkı açmaya utansınlar. Memleketin dağlarını Çine mermer diye peşkeş çekmesinler... Ağızlarını filistin diye açıp mısır, suriye bilmem hangi arap diye açıp da Rabiya Ana denince gözlerini kulaklarını tıkayamasınlar...
Ne güzel bir ortak noktanız var bu lafı söyleyen beyefendinin başında bulunduğu kurum ile demeyin. Bu kurum un internet sitesine bir bakın, Doğu Türkistan ile ilgili neler bulacaksınız? Bulamadınız değil mi? Bulamazsınız zira yok.
Bu riyakarlık değil de nedir?
Peki niye laf etmeye gelince mangalda kül bırakmayan İHH icraata gelince ortalıkta yok? Hükümet payandasındalar da ondan. Çünkü Mavi Marmara meselesinde AKP hükümetinin kanatları altına girdiler. E AKP hükümeti Çin ile ilgili her duruma köstek oluyor. Mecburlar hükümetin destek vermediği şeyleri programlarından çıkarmaya. Yani demek istiyorum ki eskiden bir Doğu Türkistan politikası vardı bu derneğin ama artık yok.
Bir yakınım bana Mehmet Ali Erbil’in programlarına çıkardığı tikli vatandaşlardan bahisle bazı konularda fevri davrandığımdan bahsetti. Malin programlarını bilmem ordaki bahsi geçen vatandaşları da bilmem. Ama bildiğim bir şey var bağlamada bir BAM teli olduğu gibi insanda da bir bam teli var. Bizim bam telimiz de Türklük ve Türklere ihanet edenler olsa gerek...
Memleketi soy soy bölmeye kalkanlar milleti bu denli tikli duruma getirdi. E haliyle bizim rolümüz de geriye kalan %50yi oynamak... Benim burdaki eleştirim eleştiriden öte ağır ithamım hükümetten ziyade Doğu Türkistan meselesine geçmişinde önem veren ama günümüzde programlarından çıkarmış olan kuruluşadır... Riyakarlık diye bahsederken bu kurum bunun ete kemiğe bürünmüş halidir demeye çalışıyorum.
Daha önce programlarında olan bir durum ne den çıkar?

Şimdi hangi hükümet layıkıyla bu konuya eğildi ki sen eleştiriyorsun denilebilir. Mevzu bahis hangi hükümetin meseleyi daha iyi baltaladığı değil. Ona girecek olursak içinden çıkamayız zaten? Çine Liyakat madalyası veren hükümetleri de biliyoruz bu ülkede. Önemli olan o hükümetlerin ne yaptığı mıdır yoksa mazlumların sesi olarak iş başına geldiğini iddia eden hali hazırdaki hükümetin mazlum bir toplum için ne yapmadığı mıdır? Yoksa her meselede olduğu gibi bu meselede de bir ayrıştırmaya gitmek midir niyetleri. O halde bize düşen de diğer kesimi mi oynamak?