1 Şubat 2012 Çarşamba

Bir Boykot Hikayesi


Her yerde aynı sesi duyuyorum da hala duymam gereken sesleri duyamıyorum…
Ne sesi mi?
Birileri hala BOYKOT ediyor Fransayı.
Nasıl mı boykot ediyor. Sosyal Medyadan Fransız malları listesi yayınlanıyor liste liste.
Yine sosyal medyadan barkot numaraları bildiriliyor Fransız mallarına ait.
Ama ne hikmetse hala benim yazılı basınımda nerdeyse tam sayfaya yakın Fransız markası arabaların reklamları yayınlanmakta.
Yine televizyon reklamlarında bir reklam kuşağı içinde yayınlanan araba markası reklamlarının neredeyse tamamını Fransız markası otomobiller kaplamakta…
“Ama canım biz boykot ediyoruz bize ne reklamlardan…”
Satış rakamları açıklanıyor ne hikmetse Renault marka maşallah ülkemizde bayağı satılıyor.
Biz boykot ediyoruz ne ile Danone ile veya İddaa bülteninden Fransa Liglerini çıkararak. “Biz üstümüze düşeni yapıyoruz…”
Yahu siz yapıyorsunuz, biz yapıyoruz ama esas yapması gerekenler yapıyor mu?
Peki biraz gerilere gidelim. Bundan takriben 6 sene öncesine kadar.
Aynı yasa İsviçrede Altı yıldır yürürlükte. Ne yaptınız İsviçre’ye karşı yaptırım.
Bakın bakalım kollarınızdaki saatlere “Made in” neresi yazıyor. “Switserland.” Ya ne boykot etmişiz İsviçre’yi altı yıldır değil mi?
Kaldık ki mesele o yasa mı yoksa o yasa ile başka bir savaş mı veriliyor?
İskender ÖKSÜZ hoca “Fransa Fransalığını yapmıştır”[1] başlıklı makalesinde asıl meselenin Türklerin AB dışına itilmesi meselesi olduğunu yazdı. Bunun sadece Fransa ile sınırlı kalmayacağı Almanya ve Avusturya’nın da sırada beklediğini yazdı. Tabi bazılarımız Sarkozy’nin seçim yatırımı zannetiği bi şeyin aslında top yekun bir savaşın başlangıcı olduğunu ilave ederek…
Hatırlatmakta yarar var diye düşünüyorum; Almanya’daki dönerci cinayetlerinin arkasından Almanya Devletinin olayı örtbas etmeye çalışmasını…
Peki gelelim ne yapabilirize; madem öyle ne yapabiliriz?
Şimdi yapmamız gereken İsviçre ve Fransa yoklamaları ile top yekun Ermeni kartını oynamaya hazırlanan AB’ye bir karşı hamlemiz olmalı. 1996 dan beri karşılıksız aşkımızın gayri meşru çocuğu olan Gümrük Birliğini öldürerek işe başlayabiliriz.
AB sürecini askıya alarak bir hamle daha yapılabiliri ki işte asıl darbe bu olacaktır. Nasıl mı? AB 1 Temmuzdan itibaren İran’a karşı ambargoya başlayacak. Peki bu ambargo esnasında gereksinim duyacağı fosil yakıt ihtiyacını nasıl karşılayacak? Şunu demeye çalışıyorum Avrupa Ülkeleri petrol ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü İrandan karşılamaktalar.
İran’a uygulanacak olan ambargo zaten yüksek olan petrol fiyatlarını daha da yükseltecek. Ancak AB ülkeleri bunu pek önemsememekteler. Çünkü şu anda gümrük birliği ve müzakere sürecinde bir Türkiye bu ihtiyaçlarını İran üzerinden karşılamaya devam edecek. AB bu süreçte Gümrük Birliği tarifeleri ile Türkiye’den Petrol alacak. Türkiye ise petrol ihtiyacını Komşuları ile sıfır sorun politikası nedeni ile neredeyse kanka durumuna gelen İran’dan temin edecek.
AB İran’ı boykot ediyor millet uyanın…
Tam da bu noktada AB sürecini askıya alacak olan bir Türkiye geröekten lider ülke konumuna gelir ki AB diye bir şeye gerçekten ihtiyacı bile kalmaz.
Herkes Fransa’ya yaptırımlardan bahsediyor. Yapılacaksa bir yaptırım böyle olmalı. O zaman bir taşta iki kuş vurmak tam da bu olur işte. Hem Sarkozy ava giderken avlanmış olur, hem buna çanak tutan AB ülkeleri.



[1] http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi48281-Fransa_Fransaligini_yapmistir.html,  (01.02.2012)