Şimdi ne olacak?
Fransa yiğitmiş. Dediğini yaptı. Geçireceğim(!) dedi hakikaten geçirdi.
Var mı, yok mu?
Yok dersek Fransa’da cezayı yapıştırıverecekler de, var dersek ne olacak? Biz de Nobel alırız herhalde. Çok da üzerimize vazifeymiş gibi diyiverirsek ucundan bacağından bir Nobel (yahu bu Nobel dinamitin mucidi değil miydi) alırız sanırım.
Peki diyelim ki yok demeyi tercih ettik. Turkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı gitti Paris’in göbeğinde “Yok Kardeşim, biz kimseyi kitlesel imhaya kalkışmadık” dedi ne olacak?
Hemen yarın Sayın Cumhurbaşkanı gitsin Fransa’ya bir deyiversin.
Yok efendim diplomatik kriz çıkarmış. Çıksın yahu.
“Biz en iyisi boykot edelim.” Peki edelim. Buyurun benzin döküp yakın Peugeot 5008 aracınızı.
“Yahu o araba kaç milyar biliyor musun sen?” Biliyorum da bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Boykot edelim demek kolay, dile çok kolay hem. Buyurun yapın.
Olmadı değil mi?
Peki biz de hemen meclisten bir Cezayir, Ruanda yasası çıkaralım. Peki ne işimize yarayacak? Anca anca “Ama bak sen de…” demek üstü kapalı olsa da kabullenmek olmaz mı batılıların tezlerini? Tencere dibin kara seninki benden kara…
“Peki sen ne önerirsin? Ne yapalım?”
Benim ne önereceğimin bir faydasının olacağını sanmıyorum. Zira AB’ye üyeliği biz muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak zannettiğimiz ve bunun için bir bakanlık bile teşkil ettiğimiz sürece benim ne önereceğimin hiçbir kıymeti olmayacaktır.
Ama yine de bilmek isteyenler için söyleyeyim. Fransa bu gün AB denilen ucubenin lokomotifi olan ülkelerden biri mi? Bizi de üye istemiyor. Nasıl olsa 1 Temmuz da yaklaşmakta (1 Temmuzda Kıbrıs Rumları AB dönem başkanı olacaklar) bahanelimiz de artmışken şu 1995 yılından beri bize her türlü musibeti yaşatan Gümrük Birliği Anlaşmasını bir askıya alıverelim derim.
“Yeni bir dünya kurulmakta ve Türkiye de bu yeni dünyada yerini alacaktır” diyerek AB kapısını çalmaktan hatta sokağına uğramaktan bir vazgeçiversek kıyamet kopar mı acaba?
Geçen gün bahsetmiştik Nazarbayev’in Avrasyasından. Bir denesek ne çıkar?
Fransa o zaman alsın Ermeni (Bizim Ermenilerimiz hariç. Biz onlarla mutluyuz. Hani ufak tefek sıkıntılar olsa da onlar bizden bir parça) arkadaşlarının hayrını görsün. Hayrını görsün diyorum çünkü o dostları, bizim içimizde huzurla yaşayan, kapı komşumuz olan, her hangi bir sıkıntımız olduğunda çekinmeden birbirimizin kapısını çalabildiğimiz bizim bir parçamız olan dostlarımızı da huzursuz etmekteler. Biz O dostlarımız için de Fransa’ya bir ders vermek istiyorsak benim aklıma başka bir şey gelmemekte…
"Zira AB’ye üyeliği biz muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak zannettiğimiz ve bunun için bir bakanlık bile teşkil ettiğimiz sürece benim ne önereceğimin hiçbir kıymeti olmayacaktır." Hay aklına, eline sağlık! sağolasın, var olasın!
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil